28 Haziran 2012 Perşembe

Küçükken tek yaptığım şey çizgifilm izleyip, kitap okumaktı.
Kuzenim tiyatrocu olmak istiyor ve başkaları da. Biri var ki istiyorum tiyatrocu olsun, yıksın geçsin ortalığı.
Neyse.
Hiç öyle hayallerim olmadı benim. Elimde bir kitap dolanırdım öyle ortalıkta. Hayır yani kitapla gidilemeyecek yerlere bile kitap götürüyordum, okumaya fırsatım olmayacağını bildiğim yerlere. Çünkü elimde kitap olmadan eksik gibiydim.
Derdim ki hep, birgün ben de içimdeki kelimeleri böyle dökebilecek miyim kağıda acaba, lütfen dökebilecek olayım.
Bi de her zaman edebiyata aşırı bir ilgim olmuştur, evet.
Neden bilmezdim, bilmem.
Ama gizliden gizliye içimde büyüttüğüm bir hayal varmış meğerse.
Hazır hissettiğimde yaptığım her iş güzel olur benim.
Ama hazır hissetmeden bir şey yaptım, e olmadı doğal olarak, ben kendim sevemedim bi kere yaptığım şeyi.

" Hasret'in yüzünde tebessüm, elinde kitap, sesinde hep bir heyecan vardır. Hayat dolu ne güzel. İleride kağıt ve kaleme dokunursa yüreğinden çok güzel kelimeler dökülecek sayfalara, bunu bekliyorum kendisinden."

Ve artık benim de bir hayalim var. Küçük bir kızken kurmaya başladığım ağaç gölgelerinde, sıra altlarında, gece lambamın ışığında.

Artık benim de bir hayalim var.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Her şey bittiğinde burdan kaçmayı çok isterdim ama kaçamam, belki sonra. Çooooook sonra. Ama şimdi değil. Eksiğim hala, eksiğiz. Sarmam gereken yaralar var. İyileştirmem gereken insanlar. Kendi belimi doğrultmam lazım önce. Planlar yapmamam,belki de biraz spontane yaşamam gerek. Ki imkansız da bu neyse. Bakalım.
Bazen "Mutsuzum." dediğim zamanlar için bile "Bunu söylemeyi hak ediyor muyum?" diye sorguladığım zamanlar oluyor.

12 Haziran 2012 Salı

Bir şeyler yapmak istiyorum, gerçekten. Yapmayı istediğim bir çok şey de var ama işte. "If you want God to laugh tell him your plans." diye boşuna dememişler. Ama bu planlar "tanrı"yı güldürmek ya da gerçekleştirilmekten vazgeçilmek için yapılmıyor değil mi? Bilemiyorum. Daha önce hiç bu kadar her şey bana karşı değildi, umarım bu böyle devam etmez yoksa cidden kafayı yiyeceğim. Yeteri kadar hissetmiyorum diye mi ya da hak etmiyorum diye mi bilmiyorum çünkü her şeyin hak edilmesi gerektiğine inanıyorum. Ama yani neden? Her şeyin benim için daha kolay olduğu bir başka hayatta çok mutluyum sanırım. Yani öyle olmalıyım. Bilemiyorum. Bilmediğim, anlayamadığım pek çok şey var. Bir şeyi yeteri kadar istemezsen gerçekleşmez midir, nedir abi. Hiçbir şeyi bu kadar istemiyorum ben belki de, bilmiyorum. Dileklerimiz havada uçusan toz zerrecikleri gibi.

Anlaşılmak istiyorum bazen ama kimse anlamıyor, sanırım bu benim suçum, çünkü çok tuhaf konuşuyorum, pek çok arkadaşım onlarla aynı dili konuştuğum halde beni anlamaları için bir "çevirmen"e ihtiyaç duyduklarını söylüyor. Ben sadece anlaşılmak istiyorum, bazen.

Yine de ne olursa olsun hiçbir şeyden vazgeçecek değilim. Vazgeçersem kendimi suçlu hissedeceğim. Tek ihtiyacım olan şey Chris Colfer'ın tavsiyelerine uymak. Kendisi her gün hayatımı kurtaran insan. Ona çok şey borçluyum.

Şimdi tek yapmam gereken kırmızı defterime yazmak, çünkü içimde bir çingene var, ayrıca kırmızı çok güzel bir renk tamam mı. Neyse.

Çok fazla iç çekiyormuşum. Komik. Bir de çok fazla gülüyorum. Ağzım hiç kapanmıyor diyebilirim buna rağmen insanlar beni çok soğuk, ciddi görüp benden korkabiliyor, şu hayatta anlamadığım çok şey var.

11 Haziran 2012 Pazartesi

14 yaşında göründüğüm gerçeği. Of. Sadece bu yıl 3 kez "8. sınıfa mı gidiyorsun?" dendi. Lise sona giderken ben. Neden böyle oluyor ki.

9 Haziran 2012 Cumartesi

İçimdeki 8 yaşındaki çocukla, 50 yaşındaki teyzenin arasına sıkışıp kalmış durumdayım. Zorlasam 70 yaşında bir de nineyim yani. Keşke her şey geçip gitse. Biraz da olsa kafamı toparlayabilsem. Çok zor oluyor böyle insanın kendi beyninde sıkışıp kalması.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Düşünmeye bile zamanımın olmadığı bir dönemde bir şeyler üretmeye çalışıyorum ya, gerizekalıyım.