12 Aralık 2013 Perşembe

bazen birilerini öyle çok özlüyorum ki içim eziliyor, uzun zamandır görmediğim insanları hayatımdan çıkartmak istiyorum çünkü konuşurken sanki böyle konuşamayacakmışım gibi öyle bi özlemek ki "naber" demek için ağzımı açsam sanki sesim titreyecek, hüngür hüngür ağlamaya başlayacağım.
ki hiç hoş değil.
neyse.

24 Ekim 2013 Perşembe

karıncalar

hüzünlü insanlar neden gittikleri yerlere hüzünlerini de sürüklerler? hüzünlü olmanın zorunluluğu mudur bu ya da cezası?

20 Ekim 2013 Pazar

kalabalıktan, kaybolmaktan, asansörden, bir şeyleri değil de birilerini kaybetmekten, birine onu kaybetmekten korkacak kadar çok bağlanmaktan, bir şeylerin olmasını istemekten vazgeçmekten, bir şeyleri kabullenmekten, unutmaktan bazen de hatırlamaktan, gülerken ağlamaktan değil de ağlarken gülmekten, anlatamamaktan, anlatıldığı zamansa anlaşılmamasından, anahaberleri izlemekten veya gazete okumaktan, herkesin hakkında rahatça konuşabildiği şeylerden, ne kadar değerli olduğunu ancak o şeyi kaybettikten sonra anlamaktan, zaman karşısında ne kadar aciz olunduğunun anlanması gereken zamanı tükettikten sonra anlamaktan ve daha binlerce şeyden korkmak ama hiçbir zaman korkmaktan korkmamak...

19 Ekim 2013 Cumartesi

geceleri uyurken dişlerimi gıcırdatıyormuşum, babam dedi, hiç bilmiyordum, yeni edindiğim bir huy olsa gerek.

saçma sapan yerlerde kendi yalnızlığınla cebelleşirken hafızanda derinlere gömdüğün kişiler mezarlarını kazarlar, hortlayıp sana musallat olmak için.
uyumadan önce aklıma düştü, düşünüyordum, olur da birgün karşılaşırsak (karşılaşmayız da) karşılaşırsak ne tepki veririm diye. çünkü ben kin tutamam, hem de hiç, anlıktır kızmalarım, hatırlayıp hatırlayıp kendimi yer bitiririm, karşımdakine hiçbir şey belli etmem.
karşılaşırsak.
düşünüyordum.
çektirdiği acının farkında değilse de o an fark etsin diye napabilirim ki diye.
cevabını bilmediğim bir soru soruyordum kendime.
kendi kendime konuştum uyuyana dek.
suratına bakarım dik dik ama gidip de yanına bi kelime etmem, o da etmez, ederse de suratına bakarım dik dik.
ama bi kelime etmem.
insan herkesi affedebiliyor da birlikte ağladığı insanın sebepsiz yere ona sırtını dönüşünü affedemiyor sanırım.
ne bileyim.
son ses glen hansard çalıyor arka planda, düşünürken kafamda bir ses glen'le bağırıyor şarkının ortasında, hüznünü kusarcasına, boğazını patlatıyor.
ağlıyorum biraz.
nedenini anlamadığım şeylere üzülüyorum.
bi süre sonra uyuyakalıyorum.
bir rüya görüyorum uyandığımda hatırlamadığım.
babam geliyor yanıma.
uyandın mı, diyor, ben uyuyamadım.
babam 95 senesinden beri doğru düzgün uyuyamadığından yadırgamıyorum.
senin yüzünden diyor sonra, bütün gece durmadan dişlerini gıcırdattın, uyuyamadım.
neye sinirlendin diye soruyor.
düşünüyorum.
neye sinirlendim.
gözyaşı akıttıktan sonra hatıraları gömmek gibi bir huyum var.
düşünüyorum.
o an aklıma bir şey gelmiyor.
çok sonradan rüyamı anımsıyorum kopuk kopuk.
üzülüyorum.
sinirlenmemişim ki bir şeye.
hatırlıyorum.
hatırlamak istemiyorum.
affetmek istiyorum affedebilmek, unutmak istiyorum, geçip gitmesine izin verebilmek.
kurtulmak istiyorum.
kendimle birlikte her yere taşıdığım sırtımdaki yükten.
içim rahatlasın istiyorum.
bırakayım gitsin, üzerine düşmeyeyim bu kadar.
unutayım.
artık üzülmeyeyim.
ağlıyorum biraz.
sonra geçer gibi oluyor, ağladıktan sonra unutur gibi oluyorum, derine gömüyorum yine bazı şeyleri, zamanı geldiğinde mezarlarını kazıp bana musallat olmamalarını dileyerek.
ne bileyim.
öyle işte.

10 Ekim 2013 Perşembe

Burda yalnızlıktan zaman zaman midemin bulandığı oluyor.  Hep bir şeyler eksik çünkü evimde değilim.
Dün gece 3'te ağrıdan uyanıp da yatağın içinde oturduğumda o ağrıyı çekmektense kamyon önüne atlamayı tercih edeceğimi düşündüm. Ağrı kesici içip tekrar geri yatarken daha olumlu şeyler düşünmeye odaklandım, ilaç etkisini gösterene kadar da yorganı tekmeledim. Sataşacak kimsem yok, ki bu söz konusu bensem sarılacak kimsem yok anlamına geliyor. Okula gitmedim çünkü okula gitmek için kalktığım saatte ancak uyuyabilmiştim. Aklıma düştü sonra birileri. Midem bulandı, yorganı tepeme çektim.
Dünya üzerine geldiğinde saklanacak bi yerinin olmaması ne kötü.
Ama en azından yorganın altında sıcaksın, güvende olmasan da sıcaksın.

26 Eylül 2013 Perşembe

en sevdiğim şarkı her hafta değişirken, söyleyeni hep aynı kalıyor.

bu seferki birbirini bırakmamış iki insanın hikayesi, aslında hepsi öyle ya bu daha bi derinleştirilmişi.
metroyu beklerken, okula yürürken, uyurken hep kulağımda.
kendimi tekrarlayacağım belki ama anlayamıyorum, bir insan nasıl hüzünlü şarkılarıyla bir başkasının hüznünü yok edemese de hafifletebilir, yükünü alabilir, yorulmuşsun, dinlen der gibi, evinden çok uzakta birine zor zamanında sarılırmış gibi, birilerine teşekkür eder gibi, içi kan ağlarken mutluymuş gibi, ben, bilmiyorum, anlayamıyorum.
anılarını mı çalıyorum napıyorum, pişman mıyım, hayır.
seviyorum.
iki insanın sevip de kavuşamayışını seviyorum.
ne ben seni  bıraktım ne de sen beni bıraktın diyebildiği halde ama bak şimdi ayrıyız diyemeyişine kızıyorum.
özlüyorum.
kıskanıyorum.
onların geçmişini geçmişim sayışıma kızıyorum.
anılarınızı mı çalıyorum.
napıyorum.
pişman değilim ama üzülüyorum.

17 Eylül 2013 Salı

elektrik süpürgesi tamir eden bir adamın kalbini kırdılar diye bu onu bir enayi yapmaz, söyleyin üzülmesin.

ne olmuş 10 yıl önce bir kıza gönül vermişsen
kız seni aldatmışsa
kırık bir kalple geçmişinde bırakmışsa?

işler her zaman planlandığı gibi gitmez, hiç mi karşılaşmadın bunun örnekleriyle süpürge tamircisi?
bir gün o kızın yanına gidip onun kalbini yeniden kazanmayı planlarken sen, elinde bozuk süpürgesiyle karşına çıkan başka birinin hayatını değiştireceğinin de planını yapabilir miydin?

onun kalbini kazanacağın güne kadar kırık kalpli enayi olarak kalacağını söylediğin şarkılar yazıyordun, sonra ne oldu?
bilmediğin çok şey var süpürge tamircisi.
benim bildiğim ve senin bilmediğin.
bildiğim şeylerin çoğunu aslında senden öğrendim fakat sen bildiğin şeylerin bilincinde değilsin.
bilmediğin çok şey var süpürge tamircisi.
ama sana bunları öğretecek olan ben değilim.

aslında hikayen hep aynıyken sadece kahramanlarının değiştiğinin sen de farkına vardın mı?
kalbin kırık ayrılırken yaşadığın şehirden en azından bu kez gerinde bıraktığın insanın sen giderken seni sevdiğini biliyordun.
az şey midir bu?

bir insanın aynı anda iki kişiyi sevebileceğini ya da birini severken başkasını özleyebileceğini de bozuk süpürgeli kızdan öğrendim.
sevmenin bazen istediğimizle gitmemiz değil de bir başkası için iyi olanla kalmamız demek olduğunu da.

güzel ayrılabilirmiş insanlar onu öğrendim.
bir şarkıyla veda edebilirmişsin sevdiğine.
bir mektupla.
ya da sizin durumunuzda,
bir piyanoyla.

bir ailen olsun istediğini de biliyorum, bir ailen olması için önce hayallerinin peşinden koşman gerektiğini de.

sen sabahları herkesin bildiği şarkıları çalıp akşam olunca kendi bestelerini seslendiren, ek iş olarak süpürge tamir eden sokak sanatçısı.
değişen kahramanlarınla aynı kalan hikayene yazdığın o kısacık şarkıda kalbinin ne kadar kırık olduğunu şaka yollu anlatırken, performansının sonuna eklediğin yarım kalmış gülüşünde hissettiğin tüm hüznü ele veriyorsun.

üzülme.
sen şarkını söyle.
o seni duyacaktır.



25 Ağustos 2013 Pazar

bazen insanin en buyuk dertlerini 40 kat yabanci birine anlatasi geliyor.
sonra bunun uzerine biraz dusununce o zaman uzagi yakin yapacagini fark edip her seyi icine gomuyor.
hayat bazen korkutuyor.
hikayelerin bas karakterleri duygusal bir cokuntu yasiyor, muhtemelen gerceklestirmeyecegi bir suru karar aliyor.
birileri "bunu boyle biz yaptik" derken oteki "bunlari boyle ben yaptim" diyor.
insanlar agliyor.
daha buyuk acilar cekenler de var.
onemsiz seyleri cok buyutuyoruz ama kendimiz bir turlu buyuyemiyoruz.
buyumek istemiyoruz belki de.
ne bileyim, degisik.
hooof.
ben biraz susucam galiba ya.
daha az dehset verici hale gelene kadar bazi seyler.
cunku anlatacak cok sey var ama anlatilamiyor, cunku insan 40 kat yabanciyi en yakini yapmaktan da korkuyor.
bilmiyorum.
neyse.
eee daha daha nasilsiniz?

4 Ağustos 2013 Pazar

yaşamadıklarımdan öğrendiğim bi şey var.

çok ciddi olduğum şeyler konusunda şaka yapar gibi yapmayı seviyosam demek ki.
insanın kendisini başkasında görmesi kadar sancılı bir şey daha yok.
hiç aşık olmadım ama bence aşık olmanın verdiği his mide bulantısıyla çok benzer.
uykumda bile zarar verir hale gelmişim kendime.
başlıktaki içsel şaka.
ne yaparsan yap olmuyor değil, oldurmana izin vermiyorlar.
kişilerin bir şeyleri sahiplenmesine karşıyım ama ne kadar paylaşırsan paylaş başkalarıyla, hala senin olan şeyler var, her ne kadar olmasını istemesen de.
seni anlatan şarkılar
seni anlatan kitaplar
seni anlatan diziler
seni anlatan insanlar.
garip.






"Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
 Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana"



?

19 Temmuz 2013 Cuma

kurduğum hayallerin bile üstü kapalı.

gidersem
yaparsam
görürsem
bulursam
seversem
dinlersem
söylersem
inanırsam
utanmazsam
sevebilirsem her şeyden önce
inanabilirsem ya da
kaybolursam
bulunursam
tutarsam
olursak

üstü kapalı yaşıyorum hayatı.

sevdiğin sürece insansın, ben buna inanıyorum.
ayrıca ağzı olanın konuştuğuna da inanıyorum ama bunun bununla bir ilgisi yok.

hayatı dizilerden öğrenmeye çalışmak ne kadar doğru bilemiyorum.

ben bulunduğum yerden kaçmak istemiyorum.
güzelce vedalaşıp öyle gitmek istiyorum.
bu bulunduğum yerden ayrılacağım anlamına gelmiyor tabii.
ama belli mi olur, hayatı planlı bi şekilde plansızca??? yaşamak lazım.

cesaret edemiyorumdur belki de.

sürekli her şeyle dalga geçer moddayım ama çevrem tarafından çok ciddiye alınıyorum baya ilginç bence bu durum.

kendimi rezil etmeye bayıldığım tek yer burası.


14 Temmuz 2013 Pazar

ahımı almayın.

sonra başınıza gelen her kötü şeyin sorumlusu benmişim gibi hissedip kendimi yıpratıyorum.
çektiğim onca sıkıntının ardından çektiğiniz şeylere de sevinemiyorum ben, sevinecek gibi olduğumu hissettiğim an kendimden utanıp daha bi üzülüyorum.
iç çekişlerimi taaa ordan duyabilirsiniz geceyi dikkatle dinlerseniz.
neyse.




insanlara insan gibi davranmayı öğrenseniz de hayat bayram olsa.

11 Temmuz 2013 Perşembe

son gülen çok güler, son gülen hep güler, songül'ler çok güler.

başkası gibi davranıp, kendinizi olmadığınız biri gibi gösterdiğinizde o oturmayan parça, sırıtan kişilik, olmaya çalıştığınız kişininki olmalı sizin kendi kişiliğiniz değil.
hırslarınızın kurbanı olmamaya da dikkat etmelisiniz her şey sizden ibaret değil, kendi mutluluğunuz için bir başkasını üzerseniz sonunda üzülen siz olursunuz.
ben uyarayım da.
üzülüyorum sonra.
başkalarına üzülmekten kendime üzülmeye fırsat bulamadığım oluyor.
her şeyin önüne kendimi koyabilmeyi diliyorum bazen, başkalarını değil de kendimi.
olmuyor, olduramıyorum.
sonra öyle bi an geliyor ki olduramadığıma seviniyorum.
hayat tuhaf.
vapurlar falan.
shkjfjsgjdkfhdff kendimi tutamadım yine.

27 Haziran 2013 Perşembe

sevmemenin neden listesi

  • yazın bi kere hava çok sıcak
  • renkler çok parlak
  • her şey yapış yapış
  • etraf kokuyor
  • doğru düzgün yemek yiyemiyorsun
  • giydiğin şey derine YAPIŞIYOR
  • sivrisinekler
  • karpuz çiş getirir
  • kavun kelek çıkabilir, çıkarsa otur ağla
  • gecen gündüzün birbirine giriyor
  • hatta bazen (çoğu zaman) BUGÜN GÜNLERDEN CUMARTESİ Mİ YOKSA ÇARŞAMBA MI????
  • yorganla yatamıyosun
  • dünya üstüne geldiğinde saklanamıyosun
  • televizyonda doğru düzgün bi bok olmuyo
  • ve hep bi şeylerin sonuçlanmasını bekliyosun
  • yoruluyosun
  • beyaz tenliysen hayat zor güneşte bacakların parlıyor kardeşin "utanmıyo musun, herkes sana bakıyor, twilight'tan fırlamış gibisin, parlıyosun pis edvırt" diyebiliyor.
  • toplu taşıma araçları
  • yazın her yer çok kalabalık (ki bu büyük sorun kalabalıktan korkan biri için)
  • güneş gözlükleri
  • yelpazeler
  • vantilatörler
  • kahvenin işlevsizleşmesi
  • uykum geldi galiba
  • OF
  • neyse
  • güzel olan nadir şeylerden bazıları:
  • güzelliği her mevsim geçerli olan akşam çayları
  • mangal
  • şeftali
  • aklıma başka bi şey gelmiyo
  • aklım şu an çalışmıyo
  • bu yazı güzel yapan bir başka şey supernatural, bi de vampire weekend'le sanırım the neighbourhood
  • mektuplar yazdım ama evden çıkamıyorum ÇÜNKÜ SICAK sıcaktan nefret ediyorum ühühüh ptt nerde bilmiyorum, dışarı çıkmak istemiyorum, mektup göndermem gerek, gönderemiyorum.
  • kafam klavyeye düşecek
  • gidiyorum
  • ivit
  • .

22 Haziran 2013 Cumartesi

kaçıp gitme isteğim kendini uzun araba yolculuğuna playlist hazırlama şeklinde gösterdi.
keşfetmeye çalışıyorum, yeni şarkılar dinliyorum, ritmini bulmaya, sözlerinde kendimden bir şeyler bulmaya.
zaman geçiyor.
vazgeçiyorum.
bulunduğum durumu sevebileceğim bir an gelsin istiyorum, mutlu olabileyim, "oh be dünya varmış" diyebileyim.
herkes beklentilerini bir kişiye yükleyince içte bir şeyler karışıyor, makinenin dişlisi atıyor, kendi kendini tamir edemiyor.
yaşanmamışlıklar biriktiriyorum.
korku içinde bir çıkış yolu ararken sakin ol, diyorum. Sakin ol. Her şey üstüme üstüme gelirken çığlık atıyorum ama sesim çıkmıyor. Beynimde yankılanıyor sonra "gördüğün kabustan kurtulmanın tek yolu uyanmaktır." diye. Uyanmak kolay olmuyor, korkmamaya çalışırken deniyorum "aç, aç, aç, aç..." uyanamıyorum. sonra tekrar "aç, aç, aç, aç, a"
"oh be dünya varmış."

7 Haziran 2013 Cuma

jonathan safran foer'in kitaplarının ingilizcelerini de (nihayet) aldım ama çaktırmıyorum.

"mektubuna cevap yazdım ama gönderemedim." cümlesindeki mahcubiyeti bulunuz.




bi de az önce size hayatımı özetledim, fark etmediniz.

6 Haziran 2013 Perşembe

bitmiş bir hikayeye gazel.

en yakınındakiyle bile çok uzak olabiliyor insan. elini uzatsa dokunabilecekken konuşmuyor mesela, yüzüne bile bakmıyor, aralarındaki mesafeyi gittikçe açıyor, sonsuzluğa uzatıyor.
ya da hiç tanımadığın birine uzanmaya çalışıyorsun, aranızda gerçekten de kilometreler olan birine, sana seni sevdiğini söylemiş ya bi kere, tamam diyorsun tamam, o da benim gibi, anlasa anlasa bir o anlar ona uzatayım elimi belki tutar, belki diyorsun inanmak istiyorsun ya hani, uzattığın eli görmüyor bile, her zaman insanlardan ve onların tek hareketinden ne demek istediklerini anladığından bahseden biri uzattığın eli görmüyor, olmaz deme, oluyor.
yine de insan en yakınını en uzağındayken özlüyor.
uzağındakini yakınına çekmeye çalışıyor.
güvenmek istiyor, sırtını dayamak, kalabalığın yalnızlığından kurtulmak.
özetle,
insan tüm sevgisini verebileceği, onu asla yüzüstü bırakmayacak bir arkadaş istiyor, onu bile bulamıyor.
gebze dönüşünde bir yer var.
ordan arabayla yavaşlamadan geçerken içimin çekildiği 3 saniyelik bir şey yaşıyorum. hafiften nefesim kesiliyor, tuhaf bir his içimde, düşerken hissedilene çok benzer bir his, dinlediğim müziğin sesi tam da o anda kendiliğinden yükselsin istiyorum.
çığlık atma isteği uyandıran saçma bir sevinç yaşıyorum.
ne çok seviyorum o 3 saniyelik şeyi.

5 Haziran 2013 Çarşamba

hatırlamıyorum.

dün gelen mektupta, mektubu gönderen arkadaşım şey yazmış " bir mektubunda '...................' demişsin."
şey demişim.
"insanların bedenlerini şeffaflaştırıp derilerinin içini görebiliyorum, kırılmış kalplerini."

ne zaman, neden, ne olmuş da, bunu demişim hatırlamıyorum ama kesin o cümleyi yazarken ağlamışımdır.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

parmak izlerinden ilham mı alınırmış?

bana ilham kaldırımdan geldi (yalan) (doğrusunu da söylemeyeceğim) (evet)
artık gecenin köründe gelen ağlama krizlerim yok, stres yapmaktan boş yere ağlamaya fırsat bulamayışım daha mı iyi daha mı kötü, bilemedim ben onu.

şiir geçmişim 6. sınıfta yazdığım 3 farklı başlık altına dizilmiş dizeler bütünündeki tuhaf cümlelerden ibaret. geçen gün biraz gaza gelip (tekrar) (ilkini sayıyorum) (O TUHAF CÜMLELERİ EVET.) şiir yazmayı denedim ama sonra elimdeki kalemi sakince masaya bırakıp "NAPIYOSUN lan sen" dedim aslında yazdığım ŞEYi çok beğendim ama şiirin ne olduğunu bile bilmezken (aslında biliyorum ama bilmiyor olmak işime geliyor galiba) şiir yazmaya çalışmak da bir tuhaftı.
neyse bu da böyle bir anımdı.
burda yazdığımla gerçekte konuştuğum çok farklıymış öyle dediler. ben de zaten gerçekte konuşamadığım şeyleri orda yazdığımdan normaldir, diye bir cevap verdim ki, DOĞRU.
bi de limit, türev falan çözerken doğru çözdüğüm her soruya "EĞİL KÖPEK!" diye bağırıyorum, galiba ben biraz sdndjfknhfkfg.
...
aşırı gürültülü ve inanılmaz yakın'ı İZLEDİM, ağladım (doğal olarak) hatta ağlamaktan içim dışıma çıktı, ama filme mi ağladım yoksa önceden okuduğum hikayesine mi bilemiyorum. (yalan ya biliyorum tabii ki hikayeye ağladım) (film bittikten sonra ki o sırada ben de hıçkırışlarımı azaltmakla meşguldüm filme sinirlendim ve sonrasında o kadar da beğenmemeye karar verdim.) (AMA BEĞENDİM)
kafam hep karışık.

(haha yine canımı acıtan şeyleri söyleyemeyip havadan sudan konuştuğum bir gün daha)

3 Mayıs 2013 Cuma

bir bardak çaya en fazla ne kadar anlam yükleyebilirsin ki?

insanları ellerinden tutup hayatıma dahil etmeye çalışıyorum.
ediyorum da, ya da ben ettiğimi sanıyorum. yanımda kalıyorlar, bir süreliğine.
sonra her şey değişiyor.
eskiden olduğu gibi birlikte aynı şeye gülemediğinde anlıyor insan, bir şeylerin değişmeye başladığını ilk olarak.
işler öyle bir hal alıyor ki sonunda gitmelerine göz yummak zorunda kalıyorsun.
onca emekle inşa ettiğin kumdan kaleyi alıp götürüyor dalgalar.
ardından bakakalıyorsun.
sen getiriyorsun, başkaları götürüyor.
sen yapıyorsun, dalgalar yıkıyor.

27 Nisan 2013 Cumartesi

03.39

çileği güzel kılan şey tadı değil kokusu.
bugün yeni bir hikayeye başlama ihtiyacı duydum nedense ama bir türlü başlayamadım çünkü yine olanı değil, olmasını dilediğimi yazacaktım.
güzel havaların da kendine has bir hüznü var.
insan yaşayamadığını yazıyor.
ya da
tekrar yaşamak istediklerini.
ne zaman yalnız hissetsem kendi kendime söylenirim: "i am, i am, i am..."
bir de kuş cıvıltısı duyduğumda zihnimde hemen şu şarkı çalıyor: http://www.youtube.com/watch?v=UAWcs5H-qgQ

güzel insanların kafalarının içinde yaşamak isterdim.

ben kendimi yargıladım, başkalarının yerine.


23 Nisan 2013 Salı

arkadaş.

bir şeye ihtiyacım olduğunda koşa koşa gelecek bir arkadaşım olmalıydı bence, ciddi bir şey olması gerekmez. sigara kullanmam ama mesela "sigaram bitmiş." dediğimde gecenin bir yarısında elinde iki dal sigarayla gelebilmeli yanıma, gelmeli. böylesine ufak şeylerin önemsizliğinde her zaman güvenebileceğim biri olduğunu bilebilmeliyim. mutluluğumun ve hüznümün ortağı, zaman zaman bana su içmem gerektiğini hatırlatacak birinin var olduğunun bilincinde yaşayabilmeliyim "hayat" diye tanımlandırılan şeyi.

16 Nisan 2013 Salı

hakkımda bilip bilmemenizin hiçbir şey değiştiremeyeceği 5 şey.


  • gözlükle yıkanırım.
  • çakmak çakamam.
  • irlandalı müzisyenlerin dahi olduklarını düşünüyorum.
  • bence moda annemin bana alıp getirdiği şeydir.
  • kalabalıktan korkarım.

ve çok alakasız ama şu sıralar çılgın bir bel ağrısıyla cebelleşiyorum. yaşlılık zor zanaat. 

28 Mart 2013 Perşembe

anime denilen bağımlılıktan kimse bahsetmemişti bana.

dikkatimi çekmek için "peki ya..." diye mesaj atan bir arkadaşım var çünkü dayanamayıp "bir çaydanlık?" diyeceğimi biliyor.
yeni bir mektup arkadaşı edindim.
alıp okumak istediğim en az 11 kitap var ve benim şu anda içlerinden birini alabilecek kadar bile param yok.
zaten ders çalışmam gerektiğinden aslında parasızlık benim için iyi bir şey mi??? bilemedim ben onu.
lovely complex çok güzelmiş. bir zamanlar ben de sdfdhgkdshfsd bir Otani tanıyordum hala tanıyorum gerçi de ben bir Risa değilim benim bir sınırım var, dayanamadım, bıraktım.
bazen bazı şeyleri istemekten vazgeçmek gerekiyor gerçekleşmesi için galiba.
ya ben aşktan ne anlarım allah aşkına ya, konuştuğum lafa bakdshdkfghdf.
bahar geldi, benim playlist kendini Florence and The Machine ve Glen Hansard olarak sınırladı, Glen ve onun dahil olduğu iki grup da işin içinde tabii. neyse demem o ki İrlandalılar nasıl ilham kaynağı olunacağını iyi biliyorlar.
nasıl bir insan mutlu edemese de hüznünü yok edebilir karşısındakinin, uzun zamandır düşünüyorum bunu.
elbet birgün Küçük Prens'le buluşacağım.


7 Mart 2013 Perşembe

Çünkü bazen birilerinin hayatında sadece "ufak bir dokunuş" olarak yer alırız. Her şeyi biraz daha güzelleştirip birbirimiz için, kendi yollarımıza gideriz. Dokunuşların izleri güzel anılar olarak kalır bizimle. Asla unutamayız.

18 Şubat 2013 Pazartesi

Aldığım her nefes bir yardım çığlığı.
Nefes alış-verişimi duyabiliyor musunuz?

10 Şubat 2013 Pazar

sonuç olarak her şey geçici, üzüntü kalıcı.

Ne kadar üzülürsek üzülelim orda bir yerde bizi hep daha fazla üzüntü bekliyormuşçasına hazırlamak gerekiyor bünyeyi.

Bir de "Uyursan geçer." diye bir şey yok. Bilinçaltı diye bir şey var. Uyumana engel hayat var. Çoğu zaman ağlarken uyuyabilmeni mümkün kılan şeyler. Rahat vermeyen kabuslar.

Bazen bir şeyin başlangıcında o şeyin sonunu görebilip de o şeye hiç başlamamak da gerekiyor.

Anlatabiliyor muyum?

5 Ocak 2013 Cumartesi

suyun altinda bagirmaya calismak gibi

Birileri size olan inancini kaybettiginde siz de size olan inancinizi kaybedersiniz, bu boyledir. Ki zaten kendinize zar zor inanabilen bir insansaniz her sey daha da kotulesir. 
Aglamamaya calismak kadar zor bir sey yok bence.
Sahip oldugum hayat benimkisi, tamam. Anliyorum, anlayabiliyorum, ama yasamadigim bir seye nasil "hayat" diyebilirim ki? 
Kendini seven insanlari hicbir zaman sevemedim. Cunku?
Kendini seven insan baskalarini da sevebiliyorsa tamam, iyi guzel ama genelde o oyle olmuyor, kisi sadece kendini seviyor ve kendinden baska hicbir seyi onemsemiyor. Her seyin onune koydugu bir "BEN" var.
Neyse.
Ama arkadaslar iyidir, gercek arkadaslar, aylardir yuzunu gormemenize ragmen bir kelimenizden sizi cozebilen insanlar iyidir, onlara simsiki tutunmak ve birakmamak gerekir.
Yine de her seyin duzelecegine inaniyorum. Zaman gosterecek neyin, ne oldugunu. Gerci hayal kirikligina da ugratabilir zaman beni. O zaman ben de daha cok yazarim cunku "hayat" kelimesinin karsiligi yazmak bende, yazdigim muddetce yasiyorum. Yasadigim muddetce yazsaydim zaten her sey farkli olurdu.