31 Ekim 2014 Cuma

babam sarılıyoken ağlayacaktım
kendimi tutmamın cezasını kalbimdeki ağrıyla çekiyorum

30 Ekim 2014 Perşembe

dün gece/bu sabah zaman kavramının yittiği o tatlı uyku anında kulaklıktan sesi yükselen şarkının beni tokatlaması
ve üzerine yazmadığım her şeyin içimde kanser gibi yayılması
baş ağrımın soğukla tetiklenmesi
üç aydır ağlayamıyor olmam

26 Ekim 2014 Pazar

04.23

gözkapaklarımdan öperek uykuya gönderen şarkıların sahiplerini de ne bileyim, unutmuycam ya.

25 Ekim 2014 Cumartesi

eylül'den önce

bir şeye, bir yere ait olmamanın nasıl bir şey olduğunu ilk kez fark ettiğimde sanırım 7 yaşındaydım.
bir şeylerin dışında kalmak nasıl bir şeymiş, ilk o zaman anladım.
annemin en sevdiği barış manço şarkısının en güzeli olmamasına rağmen annemin neden en çok onu sevdiğini anladığımdaysa 11'dim galiba.
şimdi 19'um, keşke bi yere ait olmama hissi, 7'dimdeyken nasılsa aynen öyle kalsaydı, hafif olsaydı, yakama yapışıp beni aşağı çekmeseydi.



yine erken konuşmuşum

yüzümde gülümsememsin

20 Ekim 2014 Pazartesi

17 Ekim 2014 Cuma

16 Ekim 2014 Perşembe

insan kendine kederi neden yakıştırır ki
ya da neden başkalarının kederini de kendininkine ekler
misal o balkondan düşmüştür tüm kemikleri kırılmıştır sen domates doğrarken parmağını kesmişsindir, derdin kederin kıyası olmaz da gerçi.
neyse.
birine içini döküyorsun bi şey diyemiyo, diyemez ki denilmez, bildiğin tüm kelimeler anlamsız kalır o an, sonra saçma bi boşluk oluyo bi sessizlik daha sonra başlıyo kendi anlatmaya o an diyosun ki elimden tutacak, beni o da anlamazsa kim anlar, elimden tutacak bekliyosun ki bitsin, anlatmaya ara versin de elinden tutsun, bekliyosun bekliyosun bi bakıyosun durmuyo, seninle kader birliği yapacağını düşünüyosun sen ama bi bakıyosun seninle dert yarıştırıyo, buna sinir oluyorum, gözüm kararıyo
ben bazen düşünüyorum karşımdaki derdini anlatırken bitirişindeki boşlukta ben de derdimi anlatacak mıyım diye, düşünüyorum anlatsam gıcık olduğum şeyi mi yapmış olucam şimdi, benim derdim onla bir değil ama ne diyeyim ki bir şey diyemem ki anca kendimi anlatırım çaresizce bak ben de bunları bunları yaşadım seni anlayamam sanıyosun ama belki anlarım izin ver elinden tutayım
belki karşımdaki de bana böyle demek istiyo ama ben nasıl sinir oluyosam o an karşımdaki de bana böyle sinir olacak
ANLATABİLİYOR MUYUM
kederini sırtlanmak istediğim insanlar oluyo cidden istiyorum nasıl yapacağımı bilmeden umutsuz bir çaba içinde uzaktan diyorum ki birazını ben yüklensem de azıcık nefes alsa
tanımıyorum bu insanları ama tanıyormuş gibi hissediyorum, doğru
onlar da beni tanımıyorlar hem de hiç
hiç ama
acizliğim düşüyor sonra aklıma diyorum allahım bana ben yük oluyorum taşıyamam hiç anlatmasın
mümkün mü bu
değil
uykularım kaçıyor anlatmasın
anlatınca ne tepki vereceğimi bilemem belki verdiğim tepkiyi beğenmez, yanlış anlar tutamam kendimi ağlarım mesela zoruna gider acıyorum sanıp kızar bilemem
diyorum allahım ben büyüyemedim mi, 
ben niye böyleyim
korkuyorum
kafam karışıyor
ben bazen düşünüyorum yaşananlara üzülmekten yaşanmayanlara şükretmeye vaktim kalmıyo mu diye, kendimden iğreniyorum
şükretmeyi bilmiyo muyum allahım
insanların ne dertleri var kederlenmeye hakkım var mı, bilmiyorum, yüzüm düşüyor önüme, utanıyorum kendimden
niye böyle oluyo bilmiyorum
üzerine konuşamıyorum dalga geçmeden, ille bi yerde dalgaya vuruyorum işi, kendimden iğreniyorum bunu yaptığım için
içime de atamıyorum, kabul etmiyor içim artık
ben neden
ben napıcam
niye böyle oluyo
sorun nerde, var orası kesin ama nerde
bilmiyorum
düşüncelerim dağıldı iyice bir cümlede toparlayamıyorum



11 Ekim 2014 Cumartesi

bir an önce eve gitmek istiyorum ki rica edeyim saçımı tarasın babam sigara kokan elleriyle

10 Ekim 2014 Cuma

haziran 18miş

benim başıma gelmez ama, misal; kitap almak için girdiğim dükkanda glen hansard, lisa hannigan'la şarkı söylüyor olsa, kalbimi o dükkanda bırakırdım gibime geliyor. konuşma fırsatını yaratamayacağımdan yakalayamazdım ama ben, ben olmasaydım da glen'le konuşabilseydim, en azından bir fotoğraf,  bir imza, kokusunu burnumda tutmaya çalışsaydım, sesini hapsetdeydim zihnime, ellerini tutsaydım, öpseydim onları, teşekkür etseydim hiç aşık olmadığım halde bana aşkın nasıl hissettirdiğini anlamamda yardımcı olduğu için, bu kadar sevmenin hatta bu kadar sevmeye rağmen iyi ayrılabilmenin mümkünatını, hâlâ umut olduğunu ve bu iyi umuda şarkılar yazılabileceğini öğrettiği için. sevmesini, anlamasını sağlasaydım yüreğimi.  en azından iletişim kurabileceğim bir imkan yaratsaydı benim için, olmaz ya ama misal yazsaydım ona sayfalarca; yalvarsaydım bana kendini anlatması için. tanıyabilseydim onu kendini tanıtmak istediği biçimde. içini açsaydı bana, kalbini dökseydi, ellerinden öpseydim hüznümü hafiflettiği için,  hüzne boğduğu için. sayfalarca teşekkür etseydim sadece. keşke diyebilseydim birinin beni senin onu sevdiğin gibi sevebilmesi için, aşkımızın diskografisi olmazdı belki ama seninki gibi güzel sevsin beni diye neler yapmazdım ki diyebilseydim, dürüst olsaydım tanımadığım birine, bu yüzden sevseydi beni,  açsaydı kalbini, girdeydim içine,  cevap verseydi, küçük kız deseydi, çocuğum deseydi, öğütler verseydi, sevmeyi öğretseydi, karşıma istediğim gibi birinin çıkması için iyi dilekte bulunsaydı, mutluluğumu temenni etseydi,  ellerimden tutsaydı, ellerinden tutsaydım, öpseydim ellerini.

7 Ekim 2014 Salı

başım ağrıyo

ya ben ne bilirim, ben hiçbir şey bilmiyorum
ben ağlayamaz oldum
ben niye dünyayı toz pembe sanıyorum öyle olmadığını bile bile kendimi öyle olduğuna inandırmaya çalışmamdaki amaç ne
ölüyoruz
ayrı düşüyoruz ki bunu ben iyi bilirim
birbirimizden vazgeçiyoruz
yalan söylüyoruz
aldatıyoruz
yok etmeye meylediyoruz
şiddeti seviyoruz
yaralanıyoruz
eksiliyoruz yaşarken
ben bunları görüyorum
olsa olsa kirden gri olur, siyah olur ben neden toz pembe sanıyorum