28 Aralık 2014 Pazar

birdhouse in your soul

birinci sezonu bitirmişken,
böylesine naif bir şey istiyorum, böylesine naif sevmeliyiz çünkü.
bir de mutlu olmak için neye ya da kime ihtiyacım olduğunu henüz bilmesem de yüreğime inşa ettiğim kuş kafesinin kapısını dinlediğim şarkılarla açmaya kararlıyım.
güzelliğinden başım dönüyor, izlerken karnımda kelebekler, bu durumda arılar, uçuşuyor.
iyi bir insan olduğumu söyleyen ben değilim başkaları, eğer söylenildiği kadar iyi biriysem ve böylesini yaşamazsam,
gocunurum.

21 Aralık 2014 Pazar

içimde yer kalmadı
cümlelerim kısaldı bu yüzden
gönlüm eskidi

16 Aralık 2014 Salı

yüzümü güldürüşü gözlerimi dolduruyo
ağlayamıyorum ama
sana da ağlayamayacaksam
hep aynı şarkıyı söylerken kırılan gülüşünde gözlerimde gözlerindeki hüzün beliriyo
kalbinin kırığı kalbimi kırıyo

14 Aralık 2014 Pazar

Mar.

hiçbir zaman anlayamayacağımı düşündüğüm insanı anladığım anlar oluyo, garip.
birini dinleyeceksen kendini anlatmasına izin vereceksin.
inanacaksın tüm kalbinle söylediklerine.

kuğu

güzelliğini içime kilitlemek istiyorum fakat seni çoktan başkalarıyla paylaştım
ve kıymetini benim bildiğim kadar bilemediler
özür dilerim
kendime kurmayı yasakladığım bir cümle var.
bir yanlışı tekrarlamak ne kadar doğru bir tavırdır bilmiyorum ama kendime yasakladığım cümlenin beynime ve kalbime yük oluşunun beni nasıl yorduğunu biliyorum.
bir şeyi istemek o şeyi benim için gerçek kılan tek şey oluveriyor, cümleyi kurduğum anda nesnelleştirmiş karşımdakine ilettiğim anda da içselleştirmişim, şimdi sırtımda taşıdığım bunun yükü.
istiyorum demişim,
istiyorum,
şunu şunu istiyorum,
ne fena.

12 Aralık 2014 Cuma

bugün karanlıkta eve yürürken havadan mıdır nedir suratıma yağmur çiselerken etraf mis gibi kokarken, rüzgarda bir sıcaklık varken, dinlediğim şarkından mıdır nedir, aldığım derin nefesten midir nedir sanki böyle temizlendim

6 Aralık 2014 Cumartesi

büyümek midir bu yoksa daha beter bir şey mi

benim bildiğim hasret o zaman güldüğü şeyin bugüne nasıl cuk diye oturduğunu gördüğünde ağlardı ya
benim bildiğim hasret
ne yani ben şimdi kendimi mi bilmiyorum
benim bilmediğim nasıl yani
ben neden
cidden neden sürahi gibiyim
niye akmıyorum ters çevrildiğimde içimdeki su niye dökülmüyo
büyümek midir bu, sanmıyorum, nedir peki bu içi çekilmişlik
yoksa daha beter bir şey mi
farkında olmadan bir şeyler öğreniyosam istemiyorum ya ne öğrendiğimi bilmezken bi şeyler öğrenmemin bana ne yararı var
NOLUYO
ne düşündüğümü unutuyorum, düşündüğümün hesabını tutamıyorum
ben eski ben, yeni bir ben mi var ki neyse ben ben olsam?? bu değişim ne zaman yaşandı, değişen bensem neden haberim olmadı bunu görünce neden güldüm deli miyim bu gülünecek bir şey miydi kendimi biliyosam ben buna ağlardım kendimi bilmiyo muyum
üzerine konuşamamam mı sabit diycem o da değişmiş noldu ben büyüdüm mü büyümek midir bu
noluyo

5 Aralık 2014 Cuma

adımı aşındırmayın, yüzümü eskitmeyin
saçlarımla yüzümü kapamamın nefes almamı engellediği zamanlar oluyo, yazık günah?
yaşadıklarımdan ders çıkarmam, yaşarken dinlediğim şarkılardan ders çıkarırım

2 Aralık 2014 Salı

lise yıllarıma ait herkesi bir odaya toplayıp şu an dinlediğim şarkıyı açıp "çocuklar bakın hatırladınız mı bunu neden, kimler için dinliyorduk" dedikten sonra suratımda gülümsemeyle suratlarına bakmak sonra kalkıp neyse sonrası kalsın, sonrası kalır.

30 Kasım 2014 Pazar

başkalarının acılarını sahiplenip kendimi güçlü kılmaya çalışıyorum salak gibi.
korkarak yaşayamazsın diyorum kendime günde 800 kez, bi boka yaradığı yok ama diyorum yine de, yaşamaktan korkarak yaşayamazsın hayatı.
ortak arıyorum kendime, tutunacak dal, üstümdeki yükü hafifletmek için bir şeyler arayıp duruyorum işte, bulunca da üzülüyorum çünkü biliyorum sahiplenebilsem yaşamaya çalıştığım bu hayatı zaten güçlü hissedicem
ya da bana öyle geliyo
bilmiyorum
bildiğim zamanlar da olacak mı acaba
bir buçuk sene oldu hâlâ her pazar evden çıkarken içim bulanıyor

28 Kasım 2014 Cuma

yedi otuz dört

dinlediğim şarkıda bahsedilen sokaklar geçmişimdir.
bu acı benimdir.
dans etmiş oluşum şarkının güzelliğindendir.
gözlerim benim değildir. (iki günde iki kitap okudum)
beynim senin olsun, kalbim benimdir.
beynimin içindeki karıncalar eserimdir, ağrı karıncaların gezinmelerindendir.
sağ elimin orta parmağındaki yüzük (yüzük parmağımdan düşecek gibi oluyor) annemindir,
gördüğüm kabustan hadi kalk artık diyerek beni uyandırıp bana yüzüklerinden yüzük beğendiren annemdir.
dört duvarımın içindekiler için yaşıyorum diyen, babamdır.
basket maçından bileğini burkup dönen kardeşimdir.
yanımda uyuyan kuzenimdir,
masanın üzerinde duran kemençe ona aittir.
ağlamak isteyip de ağlayamıyor oluşumun sebebi yine dinlediğim şarkıdır.
size göstermek istemediğim benim yüzümdür,
yüzümde sevdiğim tek şey derdini sikeyim tebessümümdür.
uzattığım saçlarımdır, 
mutlu ettiği için saç örmek, saç uzatmamdaki amaçtır.
ilkokuldan ezbere bildiğim için beni korkutan yıldız tilbe şarkısı e mi'dir.
yatarken dinlemeyi sevdiğim film yürüyen şato'dur.
dünyanın en güzel şarkısının söylendiği konser videosunda şarkıyı söyleyen iki insan arkadaştır, içlerinden bana sevmeyi öğreteni şarkının sözlerini karıştırıp durandır.
karar, senindir.
kaşınan kirpiklerimdir,
gelen uykumdur.

20 Kasım 2014 Perşembe

keşke hayatta zorluklarla nasıl başa çıkacağımı bilsem ya da başa çıkmada kendime ait bir yöntemim olsa.
ed sheeran diyo ki aynı hataları yapmaya devam edicem.
garip.
hataların tekrarından kaçınılması gerekmez mi,
bilemedim,
yol göster.

15 Kasım 2014 Cumartesi

dinlediğim şarkıya o kadar odaklanmışım ki bitince düştüğüm boşluğun sonunda kendimi metrobüste buldum, yanlış bindim sandım inmek için düğmeye bastım durağa geldik, kafam karıştı inmedim, nerde olduğuma baktım ama algılayamadım bir durak daha bekleyeyim nolcak dedim ama hâlâ şarkıyı düşünüyorum bir de yarınki sınavı, neyse.
doğru metrobüse binmişim meğer.

13 Kasım 2014 Perşembe

hiçbir anlamı yoksa bu şarkıları neden dinliyoruz 1
birine bakıp da birini görememek kadar da ne bileyim, anlıyo musunuz
ben bunu maddelemeye mi niyetliydim acaba orda neden 1 yazıyo 2

9 Kasım 2014 Pazar

yalnız insanın eşya kalabalığı çok oluyo, cüzdanımda 2008'den kalma sakız kağıdı sakladığımı bilirim.
kendimi varlığımdan habersiz insanlara aitmiş gibi hissediyorum.
misal, bazı yarışlar kazandım ama en iyi olduğum için değil sen yanımda olduğun için diyen bir adama aitmiş gibi. o benim elimden tutsa ben dünyanın en mutlu insanı olacakmışım gibi, bana kendini, bana beni, bana sevmeyi, bana hayatı, bana yaşamayı öğretecekmiş gibi, adıma şarkılar yazıp söylerken o ben ona karnıyarık pişirecekmişim gibi.

geçmiş

yüzüm gözüm sen kokarken kendimi seviyorum

8 Kasım 2014 Cumartesi

temmuz ortasında yorganla yatmıştık ağırlığı güven veriyor diye.
çocukluğumdan beri anahaberlerden nefret ederim.
akşam yemeği zamanında televizyonu istila ederler
yediğim yemek boğazıma dizilir,
kokuşmuşlukları hep aynı, midemi bulandırır, pilavın üstüne ağladığım zamanları bilirim, böyle şeylerin üzerine konuşabilecek insan değilim ben, içim izin vermez ki konuşabileyim doğru düzgün yazamıyorum bile
bıktım ama bir şey hiç mi değişmez ben oldum 20, çocukluğumdan beri aynı diyorum, bakın, aynı.
insanların gözyaşları üzerinden prim yapmaya çalışmaktan hiç mi vazgeçmeyecekler, başkasının kederini dramatize edip uzun uzadıya süslü metinlerle süsleyip halka sunmanın dert sahibine faydası VAR MI, insanın acısını halka reklam etmek ne demek, kişilere mahremiyet tanımıyorsunuz hiç. orda yapılması gereken haber o mu ya siz napıyosunuz çıldıracam

7 Kasım 2014 Cuma

bir de seviyorum*

*hüznünü gözlerinin içindeki gülümsemede gizlemeye çalışanları
içimden atamadıklarımı yol yaptım, beni sabaha götürüyor her gece, uykumdan çalarken gözlerimin altını eskitiyor
dilimde eskiyen bir şarkı gibi
aslında diyeceğim şeyi unuttum
iki saat istanbul trafiğinde kalınca nefes almayı bile unuttuğum oluyor ya,
canım çekildi
acaba söyleyeceğim şeyi hatırlayabilecek miyim

2 Kasım 2014 Pazar

31 Ekim 2014 Cuma

babam sarılıyoken ağlayacaktım
kendimi tutmamın cezasını kalbimdeki ağrıyla çekiyorum

30 Ekim 2014 Perşembe

dün gece/bu sabah zaman kavramının yittiği o tatlı uyku anında kulaklıktan sesi yükselen şarkının beni tokatlaması
ve üzerine yazmadığım her şeyin içimde kanser gibi yayılması
baş ağrımın soğukla tetiklenmesi
üç aydır ağlayamıyor olmam

26 Ekim 2014 Pazar

04.23

gözkapaklarımdan öperek uykuya gönderen şarkıların sahiplerini de ne bileyim, unutmuycam ya.

25 Ekim 2014 Cumartesi

eylül'den önce

bir şeye, bir yere ait olmamanın nasıl bir şey olduğunu ilk kez fark ettiğimde sanırım 7 yaşındaydım.
bir şeylerin dışında kalmak nasıl bir şeymiş, ilk o zaman anladım.
annemin en sevdiği barış manço şarkısının en güzeli olmamasına rağmen annemin neden en çok onu sevdiğini anladığımdaysa 11'dim galiba.
şimdi 19'um, keşke bi yere ait olmama hissi, 7'dimdeyken nasılsa aynen öyle kalsaydı, hafif olsaydı, yakama yapışıp beni aşağı çekmeseydi.



yine erken konuşmuşum

yüzümde gülümsememsin

20 Ekim 2014 Pazartesi

17 Ekim 2014 Cuma

16 Ekim 2014 Perşembe

insan kendine kederi neden yakıştırır ki
ya da neden başkalarının kederini de kendininkine ekler
misal o balkondan düşmüştür tüm kemikleri kırılmıştır sen domates doğrarken parmağını kesmişsindir, derdin kederin kıyası olmaz da gerçi.
neyse.
birine içini döküyorsun bi şey diyemiyo, diyemez ki denilmez, bildiğin tüm kelimeler anlamsız kalır o an, sonra saçma bi boşluk oluyo bi sessizlik daha sonra başlıyo kendi anlatmaya o an diyosun ki elimden tutacak, beni o da anlamazsa kim anlar, elimden tutacak bekliyosun ki bitsin, anlatmaya ara versin de elinden tutsun, bekliyosun bekliyosun bi bakıyosun durmuyo, seninle kader birliği yapacağını düşünüyosun sen ama bi bakıyosun seninle dert yarıştırıyo, buna sinir oluyorum, gözüm kararıyo
ben bazen düşünüyorum karşımdaki derdini anlatırken bitirişindeki boşlukta ben de derdimi anlatacak mıyım diye, düşünüyorum anlatsam gıcık olduğum şeyi mi yapmış olucam şimdi, benim derdim onla bir değil ama ne diyeyim ki bir şey diyemem ki anca kendimi anlatırım çaresizce bak ben de bunları bunları yaşadım seni anlayamam sanıyosun ama belki anlarım izin ver elinden tutayım
belki karşımdaki de bana böyle demek istiyo ama ben nasıl sinir oluyosam o an karşımdaki de bana böyle sinir olacak
ANLATABİLİYOR MUYUM
kederini sırtlanmak istediğim insanlar oluyo cidden istiyorum nasıl yapacağımı bilmeden umutsuz bir çaba içinde uzaktan diyorum ki birazını ben yüklensem de azıcık nefes alsa
tanımıyorum bu insanları ama tanıyormuş gibi hissediyorum, doğru
onlar da beni tanımıyorlar hem de hiç
hiç ama
acizliğim düşüyor sonra aklıma diyorum allahım bana ben yük oluyorum taşıyamam hiç anlatmasın
mümkün mü bu
değil
uykularım kaçıyor anlatmasın
anlatınca ne tepki vereceğimi bilemem belki verdiğim tepkiyi beğenmez, yanlış anlar tutamam kendimi ağlarım mesela zoruna gider acıyorum sanıp kızar bilemem
diyorum allahım ben büyüyemedim mi, 
ben niye böyleyim
korkuyorum
kafam karışıyor
ben bazen düşünüyorum yaşananlara üzülmekten yaşanmayanlara şükretmeye vaktim kalmıyo mu diye, kendimden iğreniyorum
şükretmeyi bilmiyo muyum allahım
insanların ne dertleri var kederlenmeye hakkım var mı, bilmiyorum, yüzüm düşüyor önüme, utanıyorum kendimden
niye böyle oluyo bilmiyorum
üzerine konuşamıyorum dalga geçmeden, ille bi yerde dalgaya vuruyorum işi, kendimden iğreniyorum bunu yaptığım için
içime de atamıyorum, kabul etmiyor içim artık
ben neden
ben napıcam
niye böyle oluyo
sorun nerde, var orası kesin ama nerde
bilmiyorum
düşüncelerim dağıldı iyice bir cümlede toparlayamıyorum



11 Ekim 2014 Cumartesi

bir an önce eve gitmek istiyorum ki rica edeyim saçımı tarasın babam sigara kokan elleriyle

10 Ekim 2014 Cuma

haziran 18miş

benim başıma gelmez ama, misal; kitap almak için girdiğim dükkanda glen hansard, lisa hannigan'la şarkı söylüyor olsa, kalbimi o dükkanda bırakırdım gibime geliyor. konuşma fırsatını yaratamayacağımdan yakalayamazdım ama ben, ben olmasaydım da glen'le konuşabilseydim, en azından bir fotoğraf,  bir imza, kokusunu burnumda tutmaya çalışsaydım, sesini hapsetdeydim zihnime, ellerini tutsaydım, öpseydim onları, teşekkür etseydim hiç aşık olmadığım halde bana aşkın nasıl hissettirdiğini anlamamda yardımcı olduğu için, bu kadar sevmenin hatta bu kadar sevmeye rağmen iyi ayrılabilmenin mümkünatını, hâlâ umut olduğunu ve bu iyi umuda şarkılar yazılabileceğini öğrettiği için. sevmesini, anlamasını sağlasaydım yüreğimi.  en azından iletişim kurabileceğim bir imkan yaratsaydı benim için, olmaz ya ama misal yazsaydım ona sayfalarca; yalvarsaydım bana kendini anlatması için. tanıyabilseydim onu kendini tanıtmak istediği biçimde. içini açsaydı bana, kalbini dökseydi, ellerinden öpseydim hüznümü hafiflettiği için,  hüzne boğduğu için. sayfalarca teşekkür etseydim sadece. keşke diyebilseydim birinin beni senin onu sevdiğin gibi sevebilmesi için, aşkımızın diskografisi olmazdı belki ama seninki gibi güzel sevsin beni diye neler yapmazdım ki diyebilseydim, dürüst olsaydım tanımadığım birine, bu yüzden sevseydi beni,  açsaydı kalbini, girdeydim içine,  cevap verseydi, küçük kız deseydi, çocuğum deseydi, öğütler verseydi, sevmeyi öğretseydi, karşıma istediğim gibi birinin çıkması için iyi dilekte bulunsaydı, mutluluğumu temenni etseydi,  ellerimden tutsaydı, ellerinden tutsaydım, öpseydim ellerini.

7 Ekim 2014 Salı

başım ağrıyo

ya ben ne bilirim, ben hiçbir şey bilmiyorum
ben ağlayamaz oldum
ben niye dünyayı toz pembe sanıyorum öyle olmadığını bile bile kendimi öyle olduğuna inandırmaya çalışmamdaki amaç ne
ölüyoruz
ayrı düşüyoruz ki bunu ben iyi bilirim
birbirimizden vazgeçiyoruz
yalan söylüyoruz
aldatıyoruz
yok etmeye meylediyoruz
şiddeti seviyoruz
yaralanıyoruz
eksiliyoruz yaşarken
ben bunları görüyorum
olsa olsa kirden gri olur, siyah olur ben neden toz pembe sanıyorum

21 Eylül 2014 Pazar

cevap arıyöröm

çekinerek yaşanır mı hayat, hayattan çekinerek yaşayabilir mi insan

ya ben,

gönlümdekileri dillendiremiyorum
aklımdakileri kelimelere döküp de yazamıyorum
benim burda ne işim var
onu da bilmiyorum

20 Eylül 2014 Cumartesi

uykumun içinde anneme iltifat etmişim dün

önceki gece koyun koyuna yatarken kolumu pış pışlayıp 20 sene önce bugün koynuma vermişlerdi seni, ağladıkça sen böyle sakinleştiriyodum diyişine tutunurken bi yandan, bi yandan da elini tuttum sarılırken
büyürken anlıyor insan, büyüdükçe anlıyor her şeyin değerini

16 Eylül 2014 Salı

babam, evi "en dalgalı zamanlarında sığınacak limanın" diyerek tanımladı evden ayrılışımın 4. gününde.

10 Eylül 2014 Çarşamba

sanıyorum ki, kehanetimdir, saçlarım bir günde beyazlayacak tel tel
bunun mümkünatının olmayışına tutunamayacak kadar bezginim

9 Eylül 2014 Salı

nasıl ruh hastası olduğumu anlatan burç tivikleri rtlediğim gecenin sabahını çanta hazırlayarak, buzzfeed videoları izleyerek, ruhumdaki sıkıntıyı kusmayı dileyerek gördüm.
en son ne zaman kustuğumu hatırlamıyorum, hep midem bulanıyor ama
söyleyemiyorum
insanın içine her şey dert, her şey, her'in altı çizili
sen yokken dayım senden gözleri dolu dolu bahsediyor diye babamı bana ispikleyen abim değil miydi
çok saçma ama, yani bilemiyorum, gurbete karşı bağışıklık kazandığımı zannediyordum, dile kolay 8 sene beklemedim mi ben babamı
gidenin ben olmasına mı alışkın değildim ya da
gurbettekini beklerken evden dışarı adım atmadığım için mi, avrupa yakasına geçiyorum ve ailede travmatik bir keder
bir insan çalışma masasını neden özler ya da sokağına dönen virajda içi neden rahatlar, yüreğinden neden yük kalkar
sen şimdi yarın gidiyo musun yani cümlesi beraberinde ay bu yokuşu çıkamıyorum artık, yaşlandım iyice elimi tut hasret'i nasıl getirir
insan neden
of

4 Eylül 2014 Perşembe

oğlum hikmet, sabah 5.43'te uyanman korkutmamalı seni, bu kadar ufak bir şeye gereğinden fazla anlam yüklememelisin, hayatına yayılsa bile oyunun gereği diyip kabullenmelisin korkmadan, korkarsan her şey daha beter olur çünkü.

28 Ağustos 2014 Perşembe

korkmakorkmakorkmakorkmakorkmakorkma
ne korkuyosun
ne demek bu biraz şey gibi şey i wouldn't mind my heart broken by you
şşş
hyr

24 Ağustos 2014 Pazar

midem gıdıklanıyor, yazmayı unutmuşum, yazamadığımı zaten söyleyemediğimden yüreğim yorulmuş, anlam veremiyorum, içim karışık, midem gıdıgıdıgıdı

23 Ağustos 2014 Cumartesi

31 Temmuz 2014 Perşembe

yaşlılık kesinlikle bir insanın yaşadığı, yaşayacağı en hüzünlü dönem.
yılların yükünü taşırken omuzlarında insanın gözünden bir damla yaş bile akamıyor, onun yerine bir sigara daha yakıyorsun ölüme bir adım daha yaklaşabilmek için.

15 Mayıs 2014 Perşembe

22 Nisan 2014 Salı

rast gelsem bir çay bahçesinde kır saçlı, gözlüklü birine, elinden öpsem, teşekkür etsem.

5 Nisan 2014 Cumartesi

kitaptan yastığımda taxi cab dinlerken yutkunuşum nefes almamı engelliyor.

27 Mart 2014 Perşembe

şiir

karşılayamıyorum
param yetmiyor
okumadığım üniversitenin kütüphanesine dadandım
komik değil
okuyorum
mevsim bahar
komik değil
mevsim bahar
okuyorum
mevsim bahar
içim eziliyor
mevsim "bahar"


komik değil.

9 Mart 2014 Pazar

23 Şubat 2014 Pazar

mutsuzken

"ali ata bak" tarzı bir cümle bile yazamazken mektup yazmaya çalışmam beni yoruyor, hiçbir yere ait olmadığım düşüncesi beni boğuyor, bunun aksini kanıtlamak uğruna yolumu uzatıyorum.
yine de,
yaranamıyorum,
ne kendime ne de bir başkasına.

9 Şubat 2014 Pazar

spirited away'in yüklenmesini beklerken, çay.

zorla güzellik olmaz derler ama mesela şimdi şurda liste yapsam insanlara zorla yaptırmak istediğim şeyler listesi, oldururum bence.
hmm.

-Glen Hansard'ı benden dinlemeye mecbur bırakıp ardından Glen Hansard dinletmek
-Jeff Buckley üzerine düşünmeye teşvik edip sonrasında art arda albümlerini dinletip kahırlara sürüklemek
-Jonathan Safran Foer ve Patti Smith okutmak
-Sherlock izletmek
-Joey Tribbianni taklidi
-moral bozukken kırtasiye alışverişi
-kafa karışıkken çay demletmek

kafam karışık olduğundan listeye ekleyeceğim maddeleri unuttum, biraz kısa oldu ama, bunları zorla birisine yaptırsam resmen zorla güzellik olur, olmaz mı olur, neyse ben gideyim de çay demleyeyim.

2 Şubat 2014 Pazar

bir aydır elimde resmen ordan oraya sürüklenen kitabın sayfalarını hani böyle arka kapağının üstünde yatırıp baş parmağımı en alta koyup sayfaları parmağımla tutarken yavaş yavaş bırakıp rüzgarını koklarken ağlamak istedim, böyle hüngür hüngür. ama ev çok kalabalıktı (tam olarak 11 kişiydik) birinin laaaps diye odama girmesi düşüncesi bana rahatsızlık verdiğinden ağlayamadım, ağlayabilmeyi diledim ama yeterli gelmedi.
bazen düşünüyorum ve sevmek istediğim insanları sevmem için hiçbir neden bulamıyorum,  neden ısrarla onları sevmek için direttiğime de anlam veremiyorum. sinirlerim tepemdeyken içimden ettiğim küfürler içimi bulandırıyor, olduğum yerde olmamayı diliyorum.
ama birini illa nedenler yüzünden mi sever insan,
sevmemem gereken birini seviyor oluşumu haklı çıkarmak için mi yoksa bahanelerim,
sizi insanlığa davet ediyorum,
lütfen
artık
beni
yor, ma, yın.
hayaletlerinize söyleyin peşimi bıraksın.

23 Ocak 2014 Perşembe

bazı yerlere alışılmıyor, -mış gibi yapılıyor.

bir bardak çaya en fazla ne kadar anlam yükleyebilirsin ki?
hava soğuk.
içim ısınsın diye aldığım çayı, bardağa bakarken unutup soğutmuşum.
üzülmeyle gelen mide bulantısı.
yeteri kadar iğrenç değilmiş gibi her şey.
"fazla abartmıyo musun, sonuçta tek insan değilsin bunları yaşayan, bak bi etrafına, herkes aynı burda."
karton bardakta çay, soğumuş.
herkes aynı.
abartma.
"söylesene bu bardağa bakınca ne görüyosun."
"çay"
"başka"
"çay işte, karton bardakta?"
"ya işte, ben bu bardağa bakınca olmam gereken yerde olmadığımı görüyorum, yalnızlığımı görüyorum, herkes aynı ya burda, ikimiz de aynıyız ya, sen karton bardakta çay görüyosun, ben evimde olmadığımı.
"kimse evinde değil burda."
"biliyorum, zaten baktığım her yerde bunu görüyorum."
içim acıyor.
"neyse boşver bunları, yakıcan mı bi sigara daha?"