30 Aralık 2012 Pazar

Iki yanlis sadece kirik kalpler soz konusuyken mi bir dogru eder?

Hayat, hayal gucumuze ket vurdugu icin pek cok insanla ayni hayali paylasiyoruz. Ve bu, herkesi cok yoruyor.

Hamileligin son donemlerine dogru anne adaylari karnindan ayaklarini goremez ya hani, o tepecik engel olur onlara. Egolarindan dunyayi, kendinden baska hickimseyi goremeyen insanlar goruyorum, kibirden yapilma tepelerinden "beni", "gercek beni" goremiyorlar.
Cok ilginc cidden. Varliklari cok ilginc.

Neyse.

Korkularima korku ekledigim su gunlerde yeni fiiller turetiyorum. Garip bir sekilde hepsi huzunlu. Nedenini bilmiyorum, bildigim tek sey mutlulugun bana yakismadigi. Belki ondandir.

Yine soylemek istediklerimi soyleyemedim. Cunku sizi tanidigini dusunen insanlarin aslinda bir bok bilmeyip bildigini iddia etmeleri, kendilerini sizi tanidigina inandirmalari ve ustunuze gelinmemesi gereken konularda uzerinize gelmeleri.
Keske uzerime gelmeden once egodan yapilma at gozlugunuzun baglarini biraz gevsetseniz.
Oturdugum yerden yoruluyorsam sebebi de sizsiniz.

16 Aralık 2012 Pazar

Yasamaktan bu kadar korkmasaydim, yasayabilirdim belki de.

Fazla bir sey yasanmiyor ama hikayeler yaziliyor, cok fazla hikaye var, cok fazla yasamak istenilen birbirinden bagimsizmis gibi gorunen ama insani kurguya zincirlerle baglayan bir suru hayat, bir suru hikaye. Iki satirlik cumlelerim sayfalar uzunlugunca paragraf olmayi bekliyor. Ben ve benim sonu gelmeyen cumlelerim... Kendi kendime koydugum engeller var bir de. Bunu yazamam dedigim. Yazarsam bilinir cunku, anlatamadiklarimi okuttugum icin yaziyorum ya zaten. Heyecanla kimsenin anlamadigi seylerden bahseden o kizin arkasinda pek cok sey var ya hani aslinda. Soylemek istedigi seyleri soyleyemedigi icin baska seylerden bahseden, soylemek istediklerini yazan, dinlemesini istediklerine okutan. Aslinda soylemek istediklerimi tam olarak yazabildigim de soylenemez. Bir seyler belli olmadan yazmaya cekindigim seyler var, yazdiklarimi okumuyorsunuz, BENI okuyorsunuz, hic tanimadigim insanlarin karsisinda gucsuz kaliveriyorum. Tanidigima memnun oldugum ama beni tanimasini istemedigim insanlar var, neden bilmiyorum. Ve bu yuzden kendime ket vuruyorum, tam olarak yazamiyorum. Yazdiklarim yavan geliyor bana, edebiyat yapamiyor degilim, yapabildigimin farkindayim. Sorun da bu zaten. Yani bazen. Bilenler ustume geliyor sonra, benim iyiligimi dusundukleri icin. "Yazsana. Yaz." "Bundan daha iyisi mumkun." "Daha iyisi yapilacaksa onu bir tek sen yapabilirsin." Emin olamiyorum. Karar veremiyorum. Kafasini yastiga koydugu anda uyuyabilen insanlardan olamadim hic. Kafami yastiga koydugumda tavan uzerime cokuyor benim. Yasayamadigim hayatin agirligi altinda eziliyorum. Korkmasaydim, diyorum. Yasamaktan bu kadar korkmasaydim, yasayabilirdim belki de. Bir yerden baslamak istiyorum nefes almaya, bogulacagimi dusundugum icin aldigim nefes cigerlerimi suyla doldurmuscasina yakiyor. Yasayamamanin verdigi huzunle karada boguluyorum. Hayati yasamaktan korkmak uzerine kurulu bir hayat benimkisi. Korktugum, korkulmasi gerektigini dusundugum seylerin sonsuz uzunlukta bir listesini yaptim. Onca seyden korktum da bi korkmaktan korkmadim. Bizi daha fazla insan yapan seylerden biridir bence korkmak. Yine de hicbir seyin kirmadigi ve hicbir seyin acitmadigi paralel bir evrende yine korkarak ama daha az korkarak belki de yasamaktan korkmak disinda her seyden korktugum bir hayati yasasaydim...

Yine ben, ben olurdum. Hicbir sey degismezdi. Hayatim belki mukemmel olmazdi ama yasanilabilir olurdu, yasiyor olurdum.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Okurken gelen ilham konulu.

Baskalarinin benim soylemek istedigim seyleri benden once soylemeleri beni hic uzmuyor, aksine sevindiriyor, cunku bana bir cikis noktasi ve ulasmam gereken bir hedef veriyor. Ustune bir seyler koyabilmem icin firsat. Ne bileyim, aslinda cok cok yazasim var sirf bu konu hakkinda ve yine sirf aciklamak icin ama vaktim yok ki.

6 Aralık 2012 Perşembe

gozyasi yuklu bulut.

En kotusu de birileri icin gostedigin cabanin milyonda birini bir baskasindan gorememen. O bosu bosuna bekleyis. Cok yorucu oldugunu bile bile, hani belki birgun biri benim onlari gordugum gibi beni de gorebilir umuduyla, belki yardim eder. Ne bileyim. Anlatmasi zor. Anlatildiginda anlamasi zor. Her seyi zor.

Bi de her seyin bir zamani varmis bunu bir kez daha anladim. Tahammul edemedigin bir sesi duymadan yapamadigin da oluyormus. Zamanlama meselesiymis her sey, duygu meselesi, yasanmisliklarin nesnelerle ortusmesi gerekmis, anlamla yuklenmesi.

1 Aralık 2012 Cumartesi

Peki ya?

Bir seyi ya da birini tamir etmeye calistigimizda, tadilat sureci bittiginde neden tamir edilmesi gereken biz oluyoruz?