24 Ekim 2013 Perşembe

karıncalar

hüzünlü insanlar neden gittikleri yerlere hüzünlerini de sürüklerler? hüzünlü olmanın zorunluluğu mudur bu ya da cezası?

20 Ekim 2013 Pazar

kalabalıktan, kaybolmaktan, asansörden, bir şeyleri değil de birilerini kaybetmekten, birine onu kaybetmekten korkacak kadar çok bağlanmaktan, bir şeylerin olmasını istemekten vazgeçmekten, bir şeyleri kabullenmekten, unutmaktan bazen de hatırlamaktan, gülerken ağlamaktan değil de ağlarken gülmekten, anlatamamaktan, anlatıldığı zamansa anlaşılmamasından, anahaberleri izlemekten veya gazete okumaktan, herkesin hakkında rahatça konuşabildiği şeylerden, ne kadar değerli olduğunu ancak o şeyi kaybettikten sonra anlamaktan, zaman karşısında ne kadar aciz olunduğunun anlanması gereken zamanı tükettikten sonra anlamaktan ve daha binlerce şeyden korkmak ama hiçbir zaman korkmaktan korkmamak...

19 Ekim 2013 Cumartesi

geceleri uyurken dişlerimi gıcırdatıyormuşum, babam dedi, hiç bilmiyordum, yeni edindiğim bir huy olsa gerek.

saçma sapan yerlerde kendi yalnızlığınla cebelleşirken hafızanda derinlere gömdüğün kişiler mezarlarını kazarlar, hortlayıp sana musallat olmak için.
uyumadan önce aklıma düştü, düşünüyordum, olur da birgün karşılaşırsak (karşılaşmayız da) karşılaşırsak ne tepki veririm diye. çünkü ben kin tutamam, hem de hiç, anlıktır kızmalarım, hatırlayıp hatırlayıp kendimi yer bitiririm, karşımdakine hiçbir şey belli etmem.
karşılaşırsak.
düşünüyordum.
çektirdiği acının farkında değilse de o an fark etsin diye napabilirim ki diye.
cevabını bilmediğim bir soru soruyordum kendime.
kendi kendime konuştum uyuyana dek.
suratına bakarım dik dik ama gidip de yanına bi kelime etmem, o da etmez, ederse de suratına bakarım dik dik.
ama bi kelime etmem.
insan herkesi affedebiliyor da birlikte ağladığı insanın sebepsiz yere ona sırtını dönüşünü affedemiyor sanırım.
ne bileyim.
son ses glen hansard çalıyor arka planda, düşünürken kafamda bir ses glen'le bağırıyor şarkının ortasında, hüznünü kusarcasına, boğazını patlatıyor.
ağlıyorum biraz.
nedenini anlamadığım şeylere üzülüyorum.
bi süre sonra uyuyakalıyorum.
bir rüya görüyorum uyandığımda hatırlamadığım.
babam geliyor yanıma.
uyandın mı, diyor, ben uyuyamadım.
babam 95 senesinden beri doğru düzgün uyuyamadığından yadırgamıyorum.
senin yüzünden diyor sonra, bütün gece durmadan dişlerini gıcırdattın, uyuyamadım.
neye sinirlendin diye soruyor.
düşünüyorum.
neye sinirlendim.
gözyaşı akıttıktan sonra hatıraları gömmek gibi bir huyum var.
düşünüyorum.
o an aklıma bir şey gelmiyor.
çok sonradan rüyamı anımsıyorum kopuk kopuk.
üzülüyorum.
sinirlenmemişim ki bir şeye.
hatırlıyorum.
hatırlamak istemiyorum.
affetmek istiyorum affedebilmek, unutmak istiyorum, geçip gitmesine izin verebilmek.
kurtulmak istiyorum.
kendimle birlikte her yere taşıdığım sırtımdaki yükten.
içim rahatlasın istiyorum.
bırakayım gitsin, üzerine düşmeyeyim bu kadar.
unutayım.
artık üzülmeyeyim.
ağlıyorum biraz.
sonra geçer gibi oluyor, ağladıktan sonra unutur gibi oluyorum, derine gömüyorum yine bazı şeyleri, zamanı geldiğinde mezarlarını kazıp bana musallat olmamalarını dileyerek.
ne bileyim.
öyle işte.

10 Ekim 2013 Perşembe

Burda yalnızlıktan zaman zaman midemin bulandığı oluyor.  Hep bir şeyler eksik çünkü evimde değilim.
Dün gece 3'te ağrıdan uyanıp da yatağın içinde oturduğumda o ağrıyı çekmektense kamyon önüne atlamayı tercih edeceğimi düşündüm. Ağrı kesici içip tekrar geri yatarken daha olumlu şeyler düşünmeye odaklandım, ilaç etkisini gösterene kadar da yorganı tekmeledim. Sataşacak kimsem yok, ki bu söz konusu bensem sarılacak kimsem yok anlamına geliyor. Okula gitmedim çünkü okula gitmek için kalktığım saatte ancak uyuyabilmiştim. Aklıma düştü sonra birileri. Midem bulandı, yorganı tepeme çektim.
Dünya üzerine geldiğinde saklanacak bi yerinin olmaması ne kötü.
Ama en azından yorganın altında sıcaksın, güvende olmasan da sıcaksın.