- yazın bi kere hava çok sıcak
- renkler çok parlak
- her şey yapış yapış
- etraf kokuyor
- doğru düzgün yemek yiyemiyorsun
- giydiğin şey derine YAPIŞIYOR
- sivrisinekler
- karpuz çiş getirir
- kavun kelek çıkabilir, çıkarsa otur ağla
- gecen gündüzün birbirine giriyor
- hatta bazen (çoğu zaman) BUGÜN GÜNLERDEN CUMARTESİ Mİ YOKSA ÇARŞAMBA MI????
- yorganla yatamıyosun
- dünya üstüne geldiğinde saklanamıyosun
- televizyonda doğru düzgün bi bok olmuyo
- ve hep bi şeylerin sonuçlanmasını bekliyosun
- yoruluyosun
- beyaz tenliysen hayat zor güneşte bacakların parlıyor kardeşin "utanmıyo musun, herkes sana bakıyor, twilight'tan fırlamış gibisin, parlıyosun pis edvırt" diyebiliyor.
- toplu taşıma araçları
- yazın her yer çok kalabalık (ki bu büyük sorun kalabalıktan korkan biri için)
- güneş gözlükleri
- yelpazeler
- vantilatörler
- kahvenin işlevsizleşmesi
- uykum geldi galiba
- OF
- neyse
- güzel olan nadir şeylerden bazıları:
- güzelliği her mevsim geçerli olan akşam çayları
- mangal
- şeftali
- aklıma başka bi şey gelmiyo
- aklım şu an çalışmıyo
- bu yazı güzel yapan bir başka şey supernatural, bi de vampire weekend'le sanırım the neighbourhood
- mektuplar yazdım ama evden çıkamıyorum ÇÜNKÜ SICAK sıcaktan nefret ediyorum ühühüh ptt nerde bilmiyorum, dışarı çıkmak istemiyorum, mektup göndermem gerek, gönderemiyorum.
- kafam klavyeye düşecek
- gidiyorum
- ivit
- .
27 Haziran 2013 Perşembe
sevmemenin neden listesi
22 Haziran 2013 Cumartesi
kaçıp gitme isteğim kendini uzun araba yolculuğuna playlist hazırlama şeklinde gösterdi.
keşfetmeye çalışıyorum, yeni şarkılar dinliyorum, ritmini bulmaya, sözlerinde kendimden bir şeyler bulmaya.
zaman geçiyor.
vazgeçiyorum.
bulunduğum durumu sevebileceğim bir an gelsin istiyorum, mutlu olabileyim, "oh be dünya varmış" diyebileyim.
herkes beklentilerini bir kişiye yükleyince içte bir şeyler karışıyor, makinenin dişlisi atıyor, kendi kendini tamir edemiyor.
yaşanmamışlıklar biriktiriyorum.
korku içinde bir çıkış yolu ararken sakin ol, diyorum. Sakin ol. Her şey üstüme üstüme gelirken çığlık atıyorum ama sesim çıkmıyor. Beynimde yankılanıyor sonra "gördüğün kabustan kurtulmanın tek yolu uyanmaktır." diye. Uyanmak kolay olmuyor, korkmamaya çalışırken deniyorum "aç, aç, aç, aç..." uyanamıyorum. sonra tekrar "aç, aç, aç, aç, a"
"oh be dünya varmış."
keşfetmeye çalışıyorum, yeni şarkılar dinliyorum, ritmini bulmaya, sözlerinde kendimden bir şeyler bulmaya.
zaman geçiyor.
vazgeçiyorum.
bulunduğum durumu sevebileceğim bir an gelsin istiyorum, mutlu olabileyim, "oh be dünya varmış" diyebileyim.
herkes beklentilerini bir kişiye yükleyince içte bir şeyler karışıyor, makinenin dişlisi atıyor, kendi kendini tamir edemiyor.
yaşanmamışlıklar biriktiriyorum.
korku içinde bir çıkış yolu ararken sakin ol, diyorum. Sakin ol. Her şey üstüme üstüme gelirken çığlık atıyorum ama sesim çıkmıyor. Beynimde yankılanıyor sonra "gördüğün kabustan kurtulmanın tek yolu uyanmaktır." diye. Uyanmak kolay olmuyor, korkmamaya çalışırken deniyorum "aç, aç, aç, aç..." uyanamıyorum. sonra tekrar "aç, aç, aç, aç, a"
"oh be dünya varmış."
7 Haziran 2013 Cuma
jonathan safran foer'in kitaplarının ingilizcelerini de (nihayet) aldım ama çaktırmıyorum.
"mektubuna cevap yazdım ama gönderemedim." cümlesindeki mahcubiyeti bulunuz.
bi de az önce size hayatımı özetledim, fark etmediniz.
bi de az önce size hayatımı özetledim, fark etmediniz.
6 Haziran 2013 Perşembe
bitmiş bir hikayeye gazel.
en yakınındakiyle bile çok uzak olabiliyor insan. elini uzatsa dokunabilecekken konuşmuyor mesela, yüzüne bile bakmıyor, aralarındaki mesafeyi gittikçe açıyor, sonsuzluğa uzatıyor.
ya da hiç tanımadığın birine uzanmaya çalışıyorsun, aranızda gerçekten de kilometreler olan birine, sana seni sevdiğini söylemiş ya bi kere, tamam diyorsun tamam, o da benim gibi, anlasa anlasa bir o anlar ona uzatayım elimi belki tutar, belki diyorsun inanmak istiyorsun ya hani, uzattığın eli görmüyor bile, her zaman insanlardan ve onların tek hareketinden ne demek istediklerini anladığından bahseden biri uzattığın eli görmüyor, olmaz deme, oluyor.
yine de insan en yakınını en uzağındayken özlüyor.
uzağındakini yakınına çekmeye çalışıyor.
güvenmek istiyor, sırtını dayamak, kalabalığın yalnızlığından kurtulmak.
özetle,
insan tüm sevgisini verebileceği, onu asla yüzüstü bırakmayacak bir arkadaş istiyor, onu bile bulamıyor.
ya da hiç tanımadığın birine uzanmaya çalışıyorsun, aranızda gerçekten de kilometreler olan birine, sana seni sevdiğini söylemiş ya bi kere, tamam diyorsun tamam, o da benim gibi, anlasa anlasa bir o anlar ona uzatayım elimi belki tutar, belki diyorsun inanmak istiyorsun ya hani, uzattığın eli görmüyor bile, her zaman insanlardan ve onların tek hareketinden ne demek istediklerini anladığından bahseden biri uzattığın eli görmüyor, olmaz deme, oluyor.
yine de insan en yakınını en uzağındayken özlüyor.
uzağındakini yakınına çekmeye çalışıyor.
güvenmek istiyor, sırtını dayamak, kalabalığın yalnızlığından kurtulmak.
özetle,
insan tüm sevgisini verebileceği, onu asla yüzüstü bırakmayacak bir arkadaş istiyor, onu bile bulamıyor.
gebze dönüşünde bir yer var.
ordan arabayla yavaşlamadan geçerken içimin çekildiği 3 saniyelik bir şey yaşıyorum. hafiften nefesim kesiliyor, tuhaf bir his içimde, düşerken hissedilene çok benzer bir his, dinlediğim müziğin sesi tam da o anda kendiliğinden yükselsin istiyorum.
çığlık atma isteği uyandıran saçma bir sevinç yaşıyorum.
ne çok seviyorum o 3 saniyelik şeyi.
ordan arabayla yavaşlamadan geçerken içimin çekildiği 3 saniyelik bir şey yaşıyorum. hafiften nefesim kesiliyor, tuhaf bir his içimde, düşerken hissedilene çok benzer bir his, dinlediğim müziğin sesi tam da o anda kendiliğinden yükselsin istiyorum.
çığlık atma isteği uyandıran saçma bir sevinç yaşıyorum.
ne çok seviyorum o 3 saniyelik şeyi.
5 Haziran 2013 Çarşamba
hatırlamıyorum.
dün gelen mektupta, mektubu gönderen arkadaşım şey yazmış " bir mektubunda '...................' demişsin."
şey demişim.
"insanların bedenlerini şeffaflaştırıp derilerinin içini görebiliyorum, kırılmış kalplerini."
ne zaman, neden, ne olmuş da, bunu demişim hatırlamıyorum ama kesin o cümleyi yazarken ağlamışımdır.
şey demişim.
"insanların bedenlerini şeffaflaştırıp derilerinin içini görebiliyorum, kırılmış kalplerini."
ne zaman, neden, ne olmuş da, bunu demişim hatırlamıyorum ama kesin o cümleyi yazarken ağlamışımdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)