Geçmişte sıkışıp kaldığımı söyledim mi hiç?
Uyum sağlayamıyorum yeni hiçbir şeye. Teknoloji hiç bana göre değil. Kötü demiyorum bana göre değil.
Sonuçta ben hala yazılarımı kapaklarına değişik anlamlar yüklediğim defterlere yazıyorum. Bilgisayarda bir şeyler yapabilmek için kendimi zorluyorum. Hiçbir şeyi anlamıyorum çünkü biraz da anlamak istemiyorum. Torrent indirdim ama hala dizilerimi izlediğim siteden, şarkılarımı youtube'tan indiriyorum.
Alıp okumadan bir köşeye kaldırdığım kitaplarım var. Onlara kokmaları için zaman tanıyorum. Bu çok önemli. Eskiyen kitaplar her zaman daha yoğun daha güzel kokar. Sonuçta taze yaprak hamurunun kokusunun nasıl berbat bir şey olduğunu öğrenmiştim deneme kitapçıklarından. Evet, elime deneme kitapçığı geçtiğinde yaptığım ilk şey sayfalarını kontrol etmek değil, onu koklamak oluyor.
Televizyon izleyemiyorum. Radyo dinliyorum. Bir zamanlar herkes (televizyonun olmadığı o güzel günlerde) radyo dinliyordu, insanlar aptallaştırılmadan önce radyo dinliyorlardı.
Ve bir daktilom olsa bilgisayara elimi bile sürmem.
Birilerine mektup yazmayı çok istiyorum ama mektup yazacak kimsem yok.
Birine telgraf çekmeyi isterdim doğrusu.
İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilmesinin zor olduğu dönemde, birilerinin gerçekten özlendiği, her şeyin hele ki aşkın daha değerli olduğu bir zamanda yaşamak isterdim.
Ben ki ilk kez bulunduğum bir yerde kimsenin dikkatini çekmemeye çalışırım, dudaklarım mühürlenir adeta, konuşamam. Dikkat çekmemeye çalışmak için oldukça yanlış bir yöntemmiş meğerse bu. Çünkü insanlar konuşmamanızı garip buluyor. Çok fazla gürültü var. Gereksiz yere söylenen binlerce cümle. Onlardan biri olmanızı istiyorlar, konuşmanızı, gereksiz cümlelerinizle yüksek sesler çıkartmanızı, çıkartılan gürültüye katkıda bulunmanızı.
Ve nihayet konuşmaya başladığımda onların hiç ilgisini çekmeyen şeylerden bahsediyorum. İzlediğim dizilere olan bağlılığımı görüp bana "Manyak mısın, geri zekalı, vaktini başka şeyler için harcasana." diyorlar. Okuduğum kitaplardan heyecanla bahsetmemi tuhaf buluyorlar. "Sakin ol, altı üstü bir kitap. Bütün bunlara hiç gerek yok."
Hiç anlayamayacakları şeylerden bahsediyorum. Anlamlar yüklediğim şeylerden, hatta bazen kişisel şeylerden.
"Abdülhak Hamit Tarhan'ı sevmiyorum." "Duvarımı boyamam gerek." "O kitabın çıkmasını ne kadar bekledim ben, haberiniz var mı?" "Real Monsters izlemediniz mi, gerçekten mi?" "Örgü örebilirsin çok sıkılıyorsan." "O kedi sana ne yaptı?" "Neden çok konuşuyorsunuz?" "Evet yine defter aldım, hayır geçen hafta aldığım bitmedi?! Niye bitsin ki, bir hafta da defter bitirebilecek kadar anlatacak şeyim yok benim."
Sonuçta ne yapsam da, ne yapmasam da, bir şey yapmama gerek de olmasa yine de bulunduğum ortamda sırıtıyorum. Sanki herkes siyah-beyazmış da ben kırmızıymışım gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
bi şey diycem.