28 Ağustos 2012 Salı

Başınızdan geçenleri bir kaleme anlattığınız zamanlar olabilir.

Tanıdıklarınıza anlatamayacağınız şeyler yaşarsınız bazen. Sizi çok üzen ve utandıran şeyler. Anlatmaya çalışırsınız aslında üstü kapalı bir biçimde. Ama kimse anlamaz. Duygularınızı saklamada dünya markası olmuşsunuzdur çünkü. Size göre siz, haykırmaktasınızdır çektiğiniz acıları, okuyan hiçbir şey anlamaz ama. Yabancı gözüyle baktığınızda siz bile anlayamazsınız o saçma sapan yazının altında yatan derin anlamı.

Uykumda ağladığımı uyanınca fark ettim, yüzümü yıkamaya gittiğimde şişmiş gözlerimi gördüm.

"Canım hiç acımadı. İçim acıdı sadece, çok acıdı."

Sizi ya da yaşadıklarınızı yargılamayacak birine ihtiyaç duyarsınız bazen. Sizi tanımayan. Bir ya da iki kez gördüğünüz ya da hiç görmediğiniz insanlara.

Aslında anlaşılmaktan çok anlatmak istiyoruz hepimiz. Anlatıp kurtulmak. Anlatırsak geçip gidecek sanıyoruz. Hiç geçmiyor ama.

Sarılacak biri olmadığında kendinize sarıldığınız zamanlar da olabilir.
Karnınızdaki boşluğu kapatmak istercesine iki büklüm gezersiniz farkında olmadan.
"Bu kız dik durmayı bilmiyor mu ya?" der belki bir akrabanız, kafanıza kitap koyarak yürümenizi öğütler. Dik durmaya çalıştığınızda o boşluğun daha da genişlediğini anlatamazsınız hiçbirine, denemezsiniz bile. Anlamayacaklarını bilirsiniz çünkü.

Yine de isterdim ki tanıdık gelmesin cümlelerim size. Ama ben sizin yaşadığınız kadar bile yaşamıyorum ki kendi cümlelerimi yaratayım. Ben sizde kendimden bir şey bulmam, siz bulursunuz. Kimseye benzetemem kendimi. Nedensiz yere hep mutsuz olmayı yakıştıramam kendimden başka kimseye.

Cümlelerimi seviyorum ama. Çünkü onlar bana ait. Burası bana ait. Burda beni kimse yargılayamıyor. Zaten kimsenin kimseyi yargılamaya hakkı da yok ama duramıyoruz işte.

Bir amacı olmalı her şeyin. Bir hedefim olmalı. Yükseklerden olsa bile, uçmalıyım belki de.
Yaptığım kelime oyunu sinirimi bozdu yalnız.
Neyse.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

bi şey diycem.